Evliliği kurtarmanın özel formülü

Evliliği kurtarmanın özel formülü
0 0 1

Evliliği kurtarmanın özel formülü

Mutlu bir ilişki ve evliliğiniz olmasını istiyorsanız dikkat! Eşinize karşı sergilediğiniz ve hemen terk etmeniz gereken 7 davranış biçimi

Eşler, çatırdamaya başlayan evliliklerini kurtarmak için neler yapmalı? İşte cevabı…

Masallar dinledik küçükken… Seyrettiğimiz filmler mutlu sonla bitsin istedik gençken… Mutlu son bizler için evlilikti. Hâlbuki esas film mutlu son dediğimiz noktadan sonra başlıyordu. Hayaller kurduk mutlu bir evlilik için. Evlenirken belki bilemedik hangi bahçeye girdiğimizi. Kimimiz dışındayız bu kutsal kurumun, henüz evlenmedik daha göreceğiz; bizimki bambaşka olacak sanıyoruz. “Evet” diyeceğiz ama neye “evet” diyeceğimizi biliyor muyuz?

Evlilik yetişkinlerin şöyle bir girip bakacakları bir evcilik oyunu değildir. Hayatımızı ve başkalarının hayatlarını deneme tahtası olarak kullanamayız.

Evlenme kararı, evlenen kişilerin, ailelerinin, doğacak çocuklarının, hatta sonraki nesillerin hayatlarını etkiler. Dönüşü oldukça zor olan bu yola, doğru seçim bu kadar önemliyken nedense hiçbir eğitim almadan gözü kapalı gireriz. Okul seçiminde gösterilen titizlik eş seçiminde göz ardı edilir.

Kimi zaman aile büyüklerinin yanlış kriterleri devreye girer. Evlenme arifesinde veya eşimizle sorun yaşarken bir kitap bile karıştırmayız. Gülay Atasoy tarafından kaleme alınan “Duy Beni Sevgili Eşim” evlilikle ilgili sorulara cevap, sorunlara çözüm anahtarı niteliğinde bir eser.
Gülay Atasoy’a mutlu evlilik reçeteleri önerdiği kitabıyla ilgili sorular sorduk bizi kırmadı:

> Kitabınız adıyla sanki duymayan görmeyen eşlere bir çağrı yapıyor. Aslında eşimize hediye etmemiz gereken bir kitap olarak duruyor karşımda.
> Eşimize hediye etmeden önce kendimiz okuyup kendimize şu soruyu sormalıyız: “ Acaba ben eşimi duyuyor muyum? Yoksa ona kulaklarımı tıkayıp beni duymasını mı bekliyorum?” Önce biz duyacağız. Sonra da eşimizin duymasını bekleyeceğiz.

> Peki eşler birbirini neden duymuyor?
> Tabii bunun birçok sebepleri var. Günümüz insanı o kadar çok şey duyuyor ki, bazen eşini duymuyor veya duyamıyor. Dünya küçük bir köy haline gelmiş. Tv’ler, internetler vb. şeyler insanın dünyasını çok meşgul ediyor. Büyük şehrin karmaşası da bazen insanın duyma yeteneğini bile kaybettiriyor.
İnsanlar mutluluğu ailelerinde ve eşlerinin yanında aramıyor. Aile ikinci plâna düştü.

> Ninelerimiz dedelerimiz birbirlerini görmeden evleniyorlardı. Mutlu yaşadılar. Şimdilerde uzun bir tanıma süreci, kısa evlilik süresi ne dersiniz?
> Ninelerimizin ve dedelerimizin içinde de istemedikleri kişilerle evlenenler vardı. Ama genelde 50-60 yıllık evlilikler yaşanıyordu. Çünkü ninelerimizin ve dedelerimizin hayattan fazla beklentileri yoktu. Sade bir hayatları vardı. Aşırı beklenti karşılık görmeyince mutsuzluğa dönüşüyor.
Ayrıca eskilerde sevgi, saygı, vefa, vardı. Şimdi ise bu duyguların yerini bencillik aldı. Herkes kendini mutlu etmeye çalışıyor.
İkinci sorunuza gelince yapılan araştırmalar, boşanma davaları ve evlilik uzmanlarının görüşlerine göre uzun süre flört ederek evlenenler birbirlerini tanıdıklarını sanıyorlar.
Bu uzun tanıma süresinde adaylar beğenilmek duygusuyla gerçek kişiliklerini gizleyebiliyorlar. Evlendikten sonra yüzlerdeki perdeler düşüp eşlerin gerçek kimlikleri ortaya çıkınca bir şok yaşanıyor. Ve o zaman tartışmalar ve şiddetli geçimsizlik… Üç-beş yıl flört edip evlendikten üç ay sonra boşananlara bile rastlanıyor.

ucuz erkek saatleri

> İki aday var diyelim. Yüreğimizin dediğini mi aklımızın dediğini mi dinleyeceğiz? Hangisi doğru?
> “Yürek ve aklın birlikte hareket etmesi gerekir. Hani buna aşk evliliği ya da mantık evliliği deniliyor.

Evlilikte sevgi de çok önemli. Çünkü sevmediğiniz bir arkadaşınızla bile mantıklı olarak birlikte olamazsınız. Kaldı ki, evlilikte sevginin hiç olmadığı mantık evliliği de doğru değil. Zamanla severim diye mantık evliliği yapanların yıllar sonra dahi olsa ayrıldıkları görülüyor.

Bazen “bizi ölüm ayırır” diyenlerin “ yüzünü ölsem bile görmem” dediklerine şahit oluyoruz. Bu iki dengeyi iyi kurmak gerek.

> Size göre anlaşamayan boşanma durumuna giden eşler öncelikle ne yapmalıdırlar? Artık bitti demeden önce kime nereye başvurmalıdırlar?”
> Bir celsede boşanmak kolay. Eşlerin boşanmadan önce hele de ortada çocuk varsa iyi düşünmeleri gereklidir. Aile büyüklerinden yardım alabilirler. Bir evlilik uzmanı, psikolog ya da psikiyatriste gitmeleri gerekir.

Bazen eşlerden birisi depresyona giriyor. Bunalımın sebebini, eşi görüp ayrılırsam kurtulurum sanıyor. Ya da depresyonda olduğu için eşiyle sürekli çatışıyor.

Şu unutulmamalıdır ki, Cenab-ı Hakkın en hoşlanmadığı şey boşanmadır. Bu nokta göz önünde bulundurularak evliliği sürdürmek için her yol denenmelidir.

> Legal olarak kabul görmese de ülkemizde iki eşli evlilikler var. İkinci eş olmayı göze alan hanımlara neler söylemek isterdiniz?
> İkinci eş olan hanımlar kendilerini birinci eşin yerine koysunlar, -şayet vicdanı var ve insanlıkları sukut etmemişse- öyle ikinci eş olsunlar.

Maalesef günümüzde özellikle genç kızlar rahat bir hayat yaşamak için maddi durumu iyi olan kendilerinden yaşça büyük erkekleri tercih ediyorlar. İkinci kadınlar sayesinde nice ocaklar sönüyor. Kadınlar çocuklarıyla perişan oluyorlar.

Bence bir başkasının eşyasını hırsızlamakla eşini hırsızlamak arasında fark yoktur. “Ne yapayım zaten o eşiyle anlaşamıyor. Boşanmak üzere” vb kendini müdafaa eden ikinci eş olan hanımlara rastlıyorum.

Bu hanımlara şu soruyu sormak gerek: “O erkeğin eşiyle boşanmasına kendisi sebep olmasın? Ya da adamın aklını çalarak eşiyle arasını açan da kendisi olmasın?” Belki o hanım olmasa o evlilik devam edecek. Çünkü çok kadın var “o kadın ortaya çıkana kadar eşimle çok mutluyduk” diyen.

Atalar “ev yıkanın evi olmaz “ derler. Bir kadın “ah-u figan ederken diğer kadının mutlu olmasını hiçbir insanlık ölçüsüyle bağdaştırmak mümkün değildir.

Çünkü insan dünyada ebedi olmadığı gibi içinde de ebedi yaşamayacak. Ahiret gününde küçük- büyük her amelinden hesap verecek. ya taltif ya da tokat yiyecektir

> Peki suç sadece kadının mı erkeğin hiç mi suçu yok? Hiç bir sebep yokken sırf zevk için ikinci evliliği yapan erkeklere ne dersiniz?”

> Bu tip erkekleri Fethullah Gülen Hocaefendinin sözleriyle baş başa bırakıyorum. “Şimdilerde bir de hissî görmeye takılıp giden ve neticede boşanmaya sebebiyet veren bir evlenme furyası başladı ki, bütün bunlar karşısında içim parçalanıyor ve iki büklüm oluyorum. Hayat boyu bizim için ya bir nimet, ya da nikmet olabilecek böyle bir mesele; akla, mantığa havale edilmesi gerekirken hislere bina edilmekte ve neticede de başa bela olmaktadır.

Zannediyorum hizmet duygu ve düşüncesinin birinci planda tutulmaması, Allah’ın vermiş olduğu kabiliyetlerin yerli yerince kullanılıp hizmet düşüncesine kilitlenilememesi sebebiyle ufku dar, gaye-i hayal nedir bilmeyen, yüksek mefkûrelere dilbeste olamamışların sayısını artırıyor. Bu insanların “bedenim, cismim..” deyip onu düşünmelerinden ve hayatlarını ağız-dil-dudak, yemek borusu ve tatmin uzuvları arasında örgülemelerinden daha tabiî ne olabilir ki! Oysa ki, insanın yaratılmasında çok büyük hikmetler var. Yirmi Üçüncü Söz’de beyan edildiği gibi, insana bin altın değerinde bir şey verilmiş; diğer canlılara ise bir altın. O halde insan diğer canlılar gibi yaşayamaz. yaşarsa onun hesabını mutlaka sorarlar.

Bediüzzaman Hazretleri, “Benim hakikî talebelerimden bir tanesi bir yere girmişse, ben o yeri o talebem sayesinde kendi hesabıma fethedilmiş bilirim” diyor. Buna göre, bir okula gelip-giden bir arkadaşımız var da, o okulda hâlâ başka düşüncede olan insanların mevcudiyetine rastlanıyorsa, o insan talebeliğini bir kere daha gözden geçirmelidir.

Bu mevzuda dâvâyı temsilde önde olmakla birlikte, “vakt-i merhunu” gelmeden böylesi şeylere yönelen insanlar, geçici olarak zevk ve lezzet duysalar bile, Rabb-i Kerimime itimad ederek söylüyorum dokuz defa elem çekecek, on defa iki büklüm olup, burada da, ötede de inleyeceklerdir. Ettiklerine ah u efgan edecekler ama, iş işten geçmiş olacaktır. Yaptıkları, yıktıkları şeylerden, deldikleri şahs-ı mânevîden -Allah çektirmesin ama- çok çekeceklerdir.

> Bir de eşinden şiddet gören kadınlar var. Boşanmak isteseler de boşanamıyorlar?

> “Maalesef hala doğuda kadının aleyhinde işleyen gelenek ve görenekler var. Oysa Kuran’da kadınlarla erkekler birlikte zikrediliyor. Kadınla erkek eşit konumdadır. Üstünlükleri kullukları ve ibadetleriyle ölçülüyor. Ama İslâm’ın emirlerinden bihaber olanlar, kadını ikinci sınıf vatandaş olarak gösteriyor.
Hâlbuki Dünyaya peygamberimizden başka kim Veda hutbesinde ve vefat anında insanlardan kadınlara iyi muamele etmesini istiyor?”
> Evlilik zararlıları olarak görümce ve kayınvalideler kitabınızda da yer alıyor. Erkeğin şiddeti kadının fitnesi evlilik kurumunun üstüne düşen gölgeler olabiliyor diyebilir miyiz?
> Pek tabii ki. Günümüzde kadınları aile hayatında canından bezdiren iki şeyden birisi şiddet. Diğeri ise hala hükmünü sürdüren kayınvalide gibi aile yakınlarının baskısı.
> Evlilikleri kurtarma formülü var mıdır?”

> Evlilikleri kurtarmak için insanların kalbine Allah ve ahiret inancının yerleşmesi lazım.

İnsanların dinle olan bağlarıyla birlikte eşlerin birbirine olan bağları da koptu. Hesap vereceği bir mercii olmadığına inanan fertler aklına esen her şeyi yaptı. Eşlerin arasındaki münasebet, sadakat, samimiyetten uzak, sadece nefsani bir sevgi oldu. Ebedi hayatta bir ve beraber olma düşüncesi kalktığından eşler, birbirini rahatlıkla aldattı. Ahlâk o nispette sukut etti. Aile karanlığın uçurumuna yuvarlandı.. O karanlıkta kimin ne yaptığı bilinmedi.

Oysa ahret inancı bir aileye girdiği zaman, o karanlıklı hayat aydınlanır. Eşler, arasındaki münasebet, şefkat, yakınlık ve muhabbet kısacık dünya hayatıyla sınırlı kalmaz. Ebedi hayatta bir ve beraber olma düşüncesiyle birbirine sadık kalır, candan hürmet ederek sever. Sevgi nefsanî ve dünyevi olmaz. Garaz, menfaat, sahtekârlık, sadece kendi rahat ve huzurunu düşünme yerine, güzel ahlak, fazilet, hamiyet, fedakârlık, Allah’ın rızası ve uhrevi sevap kazanma fikri yer alır. O ailede güzel ahlak inkişaf ettiğinden mutluluk ve huzur da gelişir.

Meselâ Peygamberimiz erkeğe: “Ben şu iki zayıfın hakkını yemeyi size haram kılıyorum: “Kadın ve yetim hakkı.”diyor.(Câmiü”s Sâğir (Hadis No:2651) ” Kadına ise “Kadın beş vakit namazını kıldığı, Ramazan orucunu tuttuğu, namusunu koruyarak kocasına itaat ettiği zaman ahirette kendisine: ‘Artık dilediğin kapıdan cennete gir’ denilir.” (Ahmed b. Hanbel, 1573)

> Ama bütün bunları bilen insanların da imanlarında aile hayatlarında problem var.

> “Maalesef çünkü insanlar artık o kadar dünyevileştiler ki, Allah ve Ahiret inancı da zayıfladı. Kendilerine göre yorumlar getiriyorlar. Peygamberin aile hayatına değil kendi hayallerindeki aile hayatına bakıyorlar. Yukarıdaki Fethullah Gülen Hocaefendi’nin dediği gibi bunlar bunun vebalini çekecekler.

> “Evlilik aşkı öldürüyor” klişesinin altında “sevgi bitiyor” anlamı da çıkmıyor mu? Ama sizin kitabınızı okuyunca “ istenirse evlilik sevgileri derinleştirir” düşüncesine geliyor insana yanlış mı algılamışım?
> “Şayet erkek, sevgisini eşinin dış güzelliğinden ziyade iç güzelliğine, yani güzel ahlâkına, şefkatine, nezaketine bina eder ve en önemlisi onu kendisine arkadaşlık edecek latif bir hediye olarak görürse o zaman samimi sevgi ortaya çıkar.

Eşi de ona ciddi ve samimi hürmet ve sevgiyle karşılık verir.

Yıllar geçip ihtiyarlasalar bile sevgileri eskimez ve eksilmez, tam tersine taze ve canlı kalır.

Önemli bir zattan gelen hediyenin maddi değerinden çok manevi değerine kıymet verilir.

Bu hediye, o zatın somut bir iltifatı olduğu için yıllar geçse de o sevgide bir azalma olmaz.

Tam tersine antika bir hediye olarak kıymeti daha da artar.

Bir padişahtan gelen elmanın içinde kendi lezzetinden çok padişahtan gelmesinin zevkinin olması bunun içindir.

Eşler de birbirlerini hayat fırtınaları arasında dayanacakları, koruyup kollayacakları, yalnızlıklarını, elem, keder, sıkıntı ve mutluluklarını paylaşacak bir hediye olarak sevmelidir.

Kırılacak bir vazo, kuruyacak bir çiçek değil, daima canlı, ruhlu, hisli, heyecanlı, zevkli, latif ve eşsiz birer hediye olarak görmelidir. Ya da kendilerine verilen bir emanet gözüyle bakmalıdırlar. O zaman bu sevgi, bir nevi ölümsüzlük sırrına erer.Böyle bir arkadaşlık zahiri ve dünyevi maksatlardan öteye geçer.

Menfaatler çerçevesinde olmadığı ve araya riya girmediğinden halis, canlı ve daimi olur. Çünkü onlar, sevginin eskimeyen boyutunu yakalamışlardır. Birbirlerini adeta göz bebekleri gibi severler. Eşini göz bebeği gibi seven göz bebeğine zarar vermez, incitmez ve yıpratmaz. Görmese bile görmüyor diye çıkarıp atmaz. Aksi halde sadece dış güzelliğe bina edilen sevgi, gençlik ve güzellik vaktiyle sınırlı kalır. Güzellikler kaybolmaya, gençlik yaşlılığa döndüğü zaman sevgiler serap, mutluluklar harap olur. Eskiyen ayakkabısını çıkarıp fırlattığı gibi eşini de terk edip gider.

Uyarı : Bayanlar.biz sitesi üzerinden alınan makaleler izinsiz kaynak gösterilemeden yayımlanamaz..

Benzer Konular

indirimli bayan saatleri
Bugünkü Burç Yorumunuz

Koç Burcu - 24 Temmuz 2014 Perşembe

Siz sevgili Koç Burcu olan bayanlar 24 Temmuz 2014 / Perşembe günü olan burcunuz.. Sitemiz içerisinde günlük olarak burçlar verilmektedir. Hürriyet Gazetesi (24 Temmuz 2014 - Perşembe) : Yaptığınız işleri dikkatle ele almalı, yanlış yapacak …

devamı >
Kadınların en tehlikeli silahı nedir ?
Cazibe
Zeka
Gözyaşı
Davranışları
Sonuçlar Oyla